30 Eylül 2009 Çarşamba

Forro In The Dark


Grup ismini Brezilya'nın kuzey doğusunda 100 yıldır çok popüler bir dans ve müzik türü olan Forro' dan almıştır. Bahsi geçen tür; metal üçgen, akordiyon ve bas tonlu zabumba isimli vurmalı çalgıyla seslendirilirdi. Forro In The Dark tüm bu sınırlamalardan sıyrılarak, daha modern perküsyonlar ve elektro gitar da kullanarak tarzı güncelleştirdir.


Grup elamanları yaptıkları tarzın kökenleri olan Brezilya' nın kilometrelerce uzağında, New York' ta yaşamaktadır. Sao Paulo günlerinde edindikleri tecrübeleri, modernize ederek daha kentli, kendilerine has bir sound elde etmişlerdir. Geleneksel forronun dans ezgilerini yaşatırken, türün parametrelerini genişletmek gibi bir amaçları da vardır.


Raggea tınıları barındıran, "Limoeiro do Norte" şarkılarında bir flütle şarkının modunu baştan sona değiştirirken"Que Que Tu Fez" şarkısında ise Afro-Caribbean ritmleri, flamenko, flüp, alkışlar ve güçlü vokallerle harmanlamışlardır.


Forro ile başlayarak farklı tarzları deneyen yapılarıyla sınırları zorlayan grubun kuruluş hikayesi de bir hayli ilginç. Forro In The Dark ' ın frontmani Mauro Refosco kendisi için evinde çılgın bir doğum günü partisi organize etti. Yakın bir kaç arkadaşını ikna etmesi üzerine sahne aldıkları, kendi doğum günü partisi, katılımcıların beğenisini kazandı. Parti sonrası beraber müzik yapmaya karar verdi. Performans dilden dile dolaşarak kendi şehirlerinde kapalı gişele performanslar sergilemelerini sağladı.


Grup canlı performanslarında bir çok konuk müzisyenle beraber çalarak, izleyicilere keyifli anlar yaşatıyorlar. Mauro Refosco grupta, tarzın bel kemiğini oluşturan zabumba' ya hayat veriyor. elektro gitarlarda; daha önce BECK ve Tom Waits gibi usta müzisyenlerin kayıtlarında ve turlarında da performans gösteren Smokey Hormel (ki kendisinin Smokey & Miho isimli bir bosso-nova tarzı bir grubu da mevcut) ve Guilherme Monteiro. Gimar Gomes ve DavidVierra vurmalı çalgılarını seslendirirken Jorge Contienento' da grupta yer alamaktadır. Tüm grup elamanları şarkılar da vokal performanslarını gösteriyor.


2006 senesinde ilk albümleri Bonfires São João ' i New York' ta sahne aldıkları kulübün plak şirketi Nublu Records (ki Wax Poetic ve İlhan ve Erşahin' in proje grubu Nublu' da aynı şirketle çalışıyor) etiketiyle yayınladılar. Albümde David Byrne, Bebel Gilberto, Miho ve Hatori konuk müzisyen olarak yer aldı. 2008 Mayıs ayında yayımladıkları E.P.'leri "Dia da Roda" sonrası Amerika ve Avrupa' nın önemli kentlerini kapsayan bir tura çıktılar.


MYSPACE

20 Eylül 2009 Pazar

Grunge; Andrew Woods ve Temple Of The Dog



Super-Band hadisesinin en son örneği Chicken Foot' dan bir önceki yazımızda bahsetmiştik sevgili okur. Bugun de bayramlaşma seromonisi sonrası eve adım attığımda hazırladığım playlistte dönen farklı bir Super-Band' i size hatırlatarak ; örnek olayımızı farklı alternatiflerle açıklayalım istedim.


1990'lar; New Wave of British Heavy Metal ve türevlerini içeren gruplara farklı akımlardan grupların ses getirdiği alternatifler türemişti. 1980lerin sonu 1990ların başına denk gelen süreç çıkan akımlardan biri de Grunge idi. Hardcore Punk,Heavy Metal ve Indie Rocktan esinlenerek oluşturulan bu tarz öfke dolu sözlerin çamur diye tabir edilen sert "distorşın elektro gitar seslerle hayat bulmasıydı diye yüzeysel, sığ ve salakça bir tanım yapabiliriz. Pearl Jam, Soundgarden, Stone Temple Pilots, Alice In Chains, Nirvana ve Mother Love Bone gibi gruplar bu tarzın öncüleriydi. Amerika' da; Washington-Seattle hattında ortaya çıkan tür Seattle Sound olarakta adlandırılabilir.


Andrew Wood, tarzın öncü gruplarından; Mother Love Bone' un vokalistiydi. 6 Ocak 1966 da doğan sanatçı, diğer Seattle gruplarının front-manlerinden çok farklıydı. Diğer sanatçılar, toplum önünde daha anti-sosyal, kalabalık içinde olmaktan ve popüliriteden uzakken, Adrew Seattle' deki tek stand-up komedyeni Front-man' i olarak adlandırlıyordu( 1996 yapımı Hype! isimli filmden bir replik) .


19 Mart 1990 yılında öldüğünde sadece 24 yaşındaydı. Overdoz Eroinden ölen sanatçı tüm arkadaşlarını yasa boğmuştu. Yazımızın "asıl" konusu olan Super-Band' e Adrew' in ölümü üzerine ona bir saygı göstergesi olarak kuruldu. Tek albümlük bu tribute grubu Temple of The Dog idi.


Adrew; Chris Cornell' in oda arkadaşıydı. Ölüm haberini aldığında turnede olan Cornell , arkadaşının anısına "Reach Down3" ve "Say Hello 2 Heaven" şarkılarını yazdı. Turdan dönerdenmez de bu şarkıları kaydetti. Şarkıların sözleri ve melodik yapısı Soundgarden'ın agresif yapısından çok farklıydı. Eski Mother Love Bone elamanları Stone Gossard ve Jeff Amment' ten yeni bir grup ismi altında bu şarkıları kaydetme fikri geldi. Soundgarden' dan Matt Cameron ve Mike McCready' nin ( ki bu ikili daha sonra Pearl Jam'e geçti) katılımıyla grup kadrosu şekilnmişti


Grubun, her hangi bir plak şirketinden destek almaksızın grubun, kendi kaydettiği E.P, 15 gün içinde tamamlandı. Temple of The Dog isimi ise, Motner Love Bone' un "Man of Golden Words" isimli şarkısının içinde geçtiği için seçildi.


San Diego-Californiya-Seattle- Washington hattını kat ederek Mookie Blaylock (ki soonra adları Pearl Jam oldu) seçmelere giren Eddie Vedder, Aand M Recordstan çıkacak albüm için back vokal olarak seçilmişti Temple of The Dog a . Ama Hunger Stirke' ın kaydı esnasında ki performansı sonrası Chris Cornell, Eddie yi bu şarkıda back vokal yerine düet partneri olarak kullanmaya karar verdi ve kötü birn oluy sonrası bir efsane grup beden buldu.


16 Nisan 1991 ' de yayınlanan albüm Amerika' da 70.000 sattı. Eleştirmenlerden olumsuz notklar almalarına rağmen tüm grup elamanlarının hem fikir olduğu konu eğer Adrew yaşasaydı bu albümü çok beğeneceği ve aslolanında bu olduğu idi. Sevgili okur insanoğlu çabuk unutur derler ya. Soundgarden ve Pearl Jam' in çalışmalırının çok değil tam bir sene sonra amiyane tabirle patlaması Temple of The Dog a olan genel bakış açısını da değiştirdi. 1992 senesi sonunda bir milyondan fazla satan albüm, Top 100 listesine girdi ve platin plak ödülü kazandı. " Hunger Strike" için çekilen video klipte Billboard; single ve klip listesinde uzun haftalar listede kaldı.


Ön yargılı olmamak önemlidir sevgili okur. Ana fikrimiz bu olsun, Super-Band' ler yaparsa en iyisini yapar. Hala dinlemediyseniz çok şey kaybetmişsinizdir.

18 Eylül 2009 Cuma

SUPER-BAND CHICKEN FOOT


Mahalle arasında top oynamak için takım yaparken, adım atardı karsılıklı iki takımın kaptanı. Genelde bu adımlasma sonrası çıkar tartışmalar bir takımın diğerinden çok daha güçlü olacağı, takımların adil dağıtılmadığı konusunda çıkardı. Chicken Foot un kadrosunu gördüğümde bende yarattığı ilk izlenim bu oldu. Terminolojide yer alan SUPER-BAND terimi bir kez daha hayata geçmişti.


Yakın zamanda bu şekilde bütünleşmeyi, Velvet Revolver vakaasında yaşamıştık. Gun's 'N Roses' dan Slash, Duff McKagan ve Matt Sorum; Stone Temple Pilots vokalistiDave Kushner' la yanyana gelmişti. İki de albüm yaptılar. Arşivde yerlerini aldılar. Daha da eskilere gittiğimizde Temple of The Dog ya da Audioslave de SUPER-BAND katagorisinde at başı giden ve adınında hakkını veren gruplardı.


Bu salakça isme sahip olan grupta (ki kendi ağızlarından tavuk yerken ismi bulduklarını ve çok hoşlarına gittiğini; bizlerinde bu isme yakında alışacağımızı her roportajlarında deklare ediyorlar) kimler var bi göz atalım önce istersen sevgili okur. Hard Rock Tarihi efsanelerinden VAN HALEN' ın vokalisti Sammy Hagar ve basçısı Michael Anthony' i şetan dürtmüş olacak ki yanlarına ünlü gitar virtiöz Joe Satriani ve Red Hot Chili Peppers' ın davulcusu Chad Smith' i alarak Chicken Foot' u ayaklandırdılar. Aynı ismi taşıyan ilk albümleri 5 Haziranda yayınlandı. Super-Band terimi Sammy Hagar' a sorulduğunda çok mütevazi bir cevap veriyor" Biz süper grup falan değiliz, beraber takılmayı seven arkadaşlarız bunun yanında yaptığımız müzikte bize bonus olarak döndü." Mütevazilik güzel şey tabi ne diyim sevgili okur.


Sammy Hagar biz öle takılırken yaptık diye niteldirdiği, Redline Entertainment tarafından basılan albüm, Amerika Rock listelerine 2, Kanada listelirne 5, İngiliz listelerine de 23 numaradan girdi bunu da belirtmeden edemiyeceğim.


Bu birliktelikten tüm grup elamanları çok memnun. Chad Smith' e Red Hot sonrası Chicken Foot' la bir albüm daha yapacak mısınız diye sorulduğunda " Tabi ki. Beraber çok eğleniyoruz ve güzel işler çıkarıyoruz. Chicken Foot la devam etmem için hiç bir neden yok. Bu konuya şöyle bir açıklık getirelim, Chicken Foot bizim için hayatımızda ki herhangi bir şey değil, biz bir grubuz. Tabi ki hepimizin kedi grupları var, Joe kendi solo projesiyle devam edecek, ben Red Hot' la belki Sammy ve Michael'ında kendi projeleri olacak ama uygun olduğumuz her vakit yanyana gelip çalıcaz ve yeni şeyler üretmeye de devam edicez".


Chad' in sözleri gayet açık aslında. Tek albüm çıkartalım bu da kenarda kalsın şeklinde bir hevesle kurulmuş bin grup değil Chicken Foot. Aksine tüm grup elamanlarının egolarını kenara bıraktıkları ve yeni kurulmuş bir garaj grubu heyecanı yaşayan bir ekip. Her türlü koser teklifine de açıklar bakarsınız Türkiye' ye de gelirler.

17 Eylül 2009 Perşembe

Orhan Atasoy Hayatını Kaybetti


17 Eylül sabahı uyandığımda rutin hareketlerle başladı. Kahve-sigara şeklinde kahvaltı, günün gazetelerini edinme ve televizyon karşında gündem yakalama. Cem Garipoğlu' nun yakalandığı haberi dönüyordu ekranda ve haberler Orhan Atasoy' un ölüm haberiyle sonlandı. 62 yaşındaki nam-ı diğer Acid Orhan; karaciğer kanseriyle olan savaşını kaybetmişti.


Peki kimdi bu kadife sesli şarkıcı:


1947 senesinde İstanbul'da doğan sanatçı; Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümünden mezun oldu. 70'li yıllarda, Ankara ve İstanbul' un rock çevreleriyle köklü dostluklar kurdu. Dönemin en popüler gruplarından Moğollar' da , Murat Ses ve Turhan Yükleseler'den sonra boşalan klavyenin başına geçmişti.


Yakın arkadaşı izzet Öz; çılgın olduğu kadar çokta iyi kalpli biriydi diye üzüntüsünü dile getirdiği Cnn Türk ropörtajında bir de anısını anlattı:


"Yıllar önce, yanlış hatırlamıyorsam 70li yılların ortasında, Bodrum'da sahilde Apple Bara bir müzik aletleriyle dolu bir tekne yanaştı.MFö elemanları, OrhanAtasoy ve şu an da ismini hatırlamadığım birbirinden başarılı müzisyen arkadşımız bu teknenin içindeydi ve bara yanaştıklarında Eagles' tan Hotel California'yı çalmaya başladılar. Bu hafızamdan silinmez. Unutulmaz bir deneyimdi."


1993 yılında; Fuat Güner, Özkan Uğur Kerim Çaplı, Fahir Atakoğlu ve Taner Üngör gibi müzisyen doslarıyla birlikte çalışarak ilk solo albümü "Yandım" ı yayınladı. Albümde yer alan sözleri kendine müziği ise Ercüment Vural' a ait Gemiler şarkısı, Umur Turagay'ın çektiği klip ile birlikte Türk Rock Tarihi unutulmazları arasına girdi. Murat Beşer'in Kargamecmua' da geçtiğimiz yıllarda yayımlamış olduğu yazısında Orhan Atasoy' un "Gemiler" i yazdığı dönemde "Ulan bir şarkı yaptım ama çok dandik tam piyasa işi" dediğini belirtmiştir.


2009 senesi içinde Kalan Müziğin yayınladığı 1980-2001 isimli çalışma; Yanmışız albümünde yer alan şarkılar ile albüme bonus track olarak eklenen Yorgunum ve Gamsız adlı şarkılardan oluşan 1980-2001’de, Fuat Güner, Kerim Çaplı, İskender Paydaş, Fahir Atakoğlu, Volkan Başaran, Taner Öngür, Turgut Berkes gibi Türkiye’nin önemli müzisyenleri yer alıyor. Gamsız şarkısının Sezen Aksu’nun Sezen Aksu Söylüyor albümünde Aksu tarafından seslendirildiğini hatırlatalım. Gamsız, Orhan Atasoy’un sözlerini yazdığı ve bestelediği ve ilk defa bu albümde seslendirdiği bir şarkı. Albümde yer alan Motor Aşkı isimli şarkı ise, Atasoy’un yakın çevresince bilinen motorsiklet tutkusunun eseri: “Hız insanı uçurur/ Zamanı terse kaçırır/Dere tepe düz aşırır/Yaşamla ölüm arasında...” Atasoy’un pek kimselere benzemeyen sözleri albüme değişik bir tat katıyor. Zaten Atasoy, Murathan Mungan’ın Türkiye’nin en iyi şarkı sözü yazarı kabul ettiği müzisyenlerden birisi. Orhan Atasoy’un bu albümü umarız bundan sonra da yeni çalışmalar yapmasına vesile olur. diye içimizden geçirmişmiştik, çünkü Atasoy gerçekten sıradışı bir tavrı, sözleri ve şarkıları olan bir müzisyendi. Kalan müziğe bize bu albümü hediye ederek Orhan Atasoy'u yeni kuşaklarla tanıştırdığı için teşekkür ederiz. Zira kendisinin yeni kuşakla tanışması Teoman' ın Gemiler' i coverlaması sonrasına denk gelmektedir.Ölümünden önce bu albümün yayınlanması umarım onu da çok memnun etmiştir.


Yıllardır başkent Washington ve çevresinde artistik möble işleriyle uğraşan sanatçıya, iki ay önce, karaciğer kanseri teşhisi konmuştu. Amerika'nın Sesi Radyosu'nun haberine göre sanatçı, 1993 yılından bu yana Amerika'da yaşayan Atasoy, Baltimore'daki John Hopkins hastanesinde kanser tedavisi görüyordu. Cengiz ve Melodi isimli iki çoçuğu bulunan sanatçı bugun Türiye saatine göre hayata gözlerini yumdu. Kaybettikten sonra hak ettiği değeri verebileceği bir sanatçıya daha sahip olan Türk Müzik (Magazin) basını tebrik eder, gerçek müzik severlere başsağlığı dileyerek yazıma son veririm sevgili okur.


P.S : Ölüm haberini takriben yazdığım bu yazı tamamen kolaj çalışmasıdır. Kaynak belirtmem gerekirse, Anatoliarock, CnnTürk, Hürriyet, Radikal, Ekşi Sözlük diyebilirim. İsmini unuttuğum diğer forum ve haber sitelerinden de özür dilerim.


Saygılarımla.



15 Eylül 2009 Salı

90lı Yılların Sonu ve Bir Albüm


Bir sosyoloğun yaptığı çalışmada, insanların müzik zevklerinin şekillenmesinde sosyal çevrenin etkisi araştırılmış. Sonuçta insanların, ilkokul başlayana kadar ailesi ne dinliyorsa onu dinlediği, 17 yaşına kadar arkadaşları ne dinliyorsa onlarla tanıştığı ve daha sonraki süreçte de bu tecrübe ve deneyimlerini harmanlayarak kendi müzikal tercihlerini belirlediği sonucuna ulaşmışlardır.


Kendi müzikalitemi, isimsiz bu sosyoloğun araştırması içinde değerlindirecek olursam; ilkokula kadar olan süreç "Dom Dom Kurşunu" ile "Felicida" arasında git gellerle geçti. Bireysel sosyalleşme aşamısında ise özellikle ortaokul ve lise yıllarında arkadaşım Evren ve Mehmet ile birlikte dinlediğimiz ve tarz açısından birbirinin yanından geçmeyen ama birbirinden başarılı albümler (Grup Vitamin'den Metallica'ya, Santana' dan Oasis'e) sağlam temeller atmamı sağladı. Ama bu temellerin üzerine kat çıkmamı sağlayan dönemin müzik piyasasının çok hareketli oluşu (düşünsenize 80lerin sonu 90ların başında geçliş bir çoçukluğum var sonuçta); dönemin başarılı müzik yayınları (Blue Jean, Köprü Altı, Non-Serviam vs) ve o döneme kadar 15 sene aynı mahalle oturmamıza rağmen bunun 15. senesinde tanışma şerefine nail olduğum Ferdi'dir. Adamla aynı mahallede oturmamıza rağmen Lise 2 ' de dershane tanşmıştık ironik. Ferdi o dönem okula devam ederken Akmar Pasajının önünde kaset satıyordu. Tabi o dönem internet daha yeni başlamış 26k bırakın albüm indirmeyi şarkı bile indiremiyorsunuz. Korsan Cd yok, ülkemizde yabancı grupların tüm albümleri basılmıyor ve Akmar yeni albümleri edinebileceğimiz tek mecra ve benim komşum orda albüm satıyor.


Ferdi sayesinde Rammstein, Angelica, Orphaned Land, Tiamat gibi gruplarla da tanışmış oldum. Sonrası zaten araştırmacı kişilikle orantılı olarak geçti.


Evde tek başıma otururken bunlar aklımdan geçti sevgili okur ve o yıllarda yayınlanan As We Die For adlı Complition' ı dinlerken yazdım bu yazıyı. Kurulduğu 1988 yılını takip eden ilk dönemlerinde gothic metal tarzında çalışmalar yapan Paradise Lost' un 10. yılı şerefine yayınlanmış bir toplama albümdübu ve 1999 senesi düşünüldüğünde aynı tarzın yeni parlayan bir çok siması albümde performans sergilemişti.


İsrailli Orhaned Land, Mercy adlı hite bambaşka bir hava vermiştir mesala bu albümde. Şarkının intorusunu bağlama ile yaparak Kobi Fahri'nin buğulu clean vokalleriyle bezediği şarkıyı her dinlediğimde hala ilk günkü heyecanı yaşarım zira yazının başında da belirttiğim gibi çıkan yeni albümlere aynı gün ulaşma şansımız yoktu o yıllarda. Grubun, Sahara(1993) ve El Norra Alila ( 1996) albümlerini dinlemi takip eden yıl içinde Ferdi' den edindiğim toplama albümde oonların şarkısını dinlemek gerçekten çok hoşuma gitmişti. Orphaned Land' in yanında Septic Flesh, Nightfall, Gloomy Grim ve On Thorns I lay de albümde yer alan grupların bir sadece bir kaçı.


Paradise Lost ikinci dönemlerinde Syth-pop gibi tarzları deneyerek farklı kulvarlara yol açarken eski şarkılarını da yabana atmadı tabiki. Gothic Metal her ne kadar günümüzde çok fazla tercih edilmesede dinlediğiniz de pişman olmadığınız bir albüme sahip olursunuz. Satın alın demiyorum zira yurt dışındaki alış veriş sitelerinden bile kolay kolay elde edemiyceğiniz bir albüm ama indirip dinlerseniz beğeneceğinizi düşünüyorum.

Dolores O'Riordan


Çıkışını Cranberries' in solisti olarak yapan Doloresk O'Riordan; Cooking Vinyl Records' tan çıkarttığı yeni solo albümü "No Baggage" ile bu yazıdaki konumuz sevgili okur.


No Baggage albümünün genel modu için kendi internet sitesinde "Hayatımdaki deneyimlerimi harmanlayarak, büyük resmin aslında o kadar kötü olmadığını görerek, gerçek duygularımı yansıttığım bir çalışma oldu" şeklinde bir yorum yapıyor İrlandalı sanatçı.


6 Eylül 1971' de İrlanda Cumhuriyeti' nin Country Limerick kentinde dünyaya gözlerini açan Dolores;1990 yılında seçmelerine girerek, vokalist olarak seçildiği "The Cranberry Saw Us" grubuyla profesyonel olarak müzikle tanıştı. Grup albüm aşamasında ismini "The Cranberries" olarak değiştirdi .

ilk stüdyo albümleri albümleri "Everybody Else Is Doing It, So Why Can't We?'" yi 1993 yılında yayımladı. Lokal bir başarı yakalayan bu albümü, bir sene sonra yayınladıkları " No Need To Argue" takip etti. Bu albüm dünya müzik piyasasında bomba etkisi yarattı. Sosyal içerikli sözleri ve melodik yapısını destekleyen kaotik savaş görüntüleriyle bezenmiş "Zombie" hiti bu başarının temel taşıydı.


Sahnelerin çıplak ayaklı kontesi; The Cranberries ile birlikte 1993-2002 yılları arasında biri toplama olmak üzere; altı albüm yayınladı ve 2003 senesinde kendi kanatlarıyla uçmaya karar verdi. Spider-Man 2 filminin soundtrackinde yer alan "Black Widow" isimli single 2007 yılında yayınlanan solo albümü "Are You Listening? " te de yer aldı. 2004 yılında İtalyan sanatçı Zucchero'nun albümünde bir şarkı seslendiren Dolores (ki aynı albümre ; Sting, Sheryl Crow, Miles Davis, Macy Gray, Luciano Pavarotti ve Eric Clapton gibi güçlü sesler de yer almıştı), kendi albümünü çıkarana kadar ki süreçte bir kaç complation da ve soundtrack albümlerinde yer aldı.


2007 yılında çıkarttığı solo albümünün ilk hiti "Ordinary Day" , The Verve, Primal Scream, U2 ve Paul McCartney gibi güçlü adayların arasından sıyrılıp 2007 yılıda Brit Awards ta ödül aldı.


1994 yılından beri; Duran Duran'ın tur menejeri Don Burton ile evli ve 3 çocuk annesi sanatçının son albümü yazının başında belirttiğim gibi daha kişisel bir çalışma durumunda. Aşk, tutku ve kovalamaca üzerine kurulu "No Baggage albümü bu sene içerisinde yayınlandı. Hala dinlemediyseniz çok şey kaçırmışsınız demektir.


3 Eylül 2009 Perşembe

Hitler Acaba Gurur Duyar Mıydı



Hitler Acaba Gurur Duyar Mıydı


Adolf Hitler' in asimilasyon politikalarının etkilerinin 2. dünya savaşı sonrası duvarın yıkımına kadar şiddet seviyesini azaltmasına rağmen sürdüğü gözlemlenmişti. Ancak globalleşen günümüz dünyasında ırkçılık etkilerini azaltmaya başlamıştı ( Bush hortlatmasa kimsenin aklına bile gelmeyecekti belkide :) )


Alman Futbol Milli takımında Gana asıllı Asamoah' ın oynaması; ya da Hitler' in istila ettiği Polonya' da doğan Podolski' nin son Avrupa Futbol şampiyonasında Alman Milli Takımına katkılarını hepimiz gözlerimizle gördük ( o kadar etkiliydi ki ana vatanına bile gol attı ama sevinemedi garibim) .


Mottomuzdan uzaklaşmadan konumuz olan 'Afro-Alman' sanatçımız hakkında bir kaç bilgi verelim sevgili okur zira alakasız genel kültür bilgileriyle beynimizi yormamıza gerek yok .


Joy Olasunmibo Ogunmakin nam-ı diğer Ayo ; 14 Eylül 1980 tarihinde Almanya' nın Köln kenti yakınlarındaki Frenchen kasabasında doğdu. Babası Nijeryalı, annesi ise Romanyalıydı. Çocukluğunun bir kısmı Nijerya' da geçti. 4 Kardeşi olan Ayo' nun annesi eroin bağımlılığından dolayı daha Ayo 6 yaşıdayken hapse girdi. Anne babasının boşanmasının ardından 14 yaşındayken babasının yanına yerleşti.


Problemli bir çoçukluk geçirmesine rağmen, kendisini müziğe yönlendirenlerini yüzünü kara çıkarmadı. 6 yaşında kısa bir süre keman eğitimi alan sanatçı; daha sonra piyano ve gitara yönlendirildi. 15 yaşında kendi imzasını taşıyan ilk şarkısını yazmıştı bile. Şarkısı yaşadığı travmatik çoçukluk ve annesiyle ilgiydi.

İnsanlar 12 yaşına kadar ailesi ne diniyorsa onu dinler varsayımı altında sanatçının müzikal zevklerini babasına borçlu olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Pink Floyd, Fela Kuti, Jimmy Cliff ve Bob Marley plaklarını dinleyerek büyüdü Ayo. Babasının Almanya' da bir stüdyoda part time olarak ton maisterlik yaptığı dönemde ilk demosunu kaydettiğinde sene 1998' di.


2001 senesinde Liebe und Verstand ismiyle basılan bir compalationda yer alan Ayo' nun kendine ait ilk EP si plak formatında 2004 senesinde basıldı. Albüm için ise sadece iki sene beklemesi gerekiyordu. Joyful isimli albümü özellikle Avrupa' da büyük etki yarattı. Fransa' da duble platin, Alamnya' da platin, Yunanistan, İsviçre ve İtalya' da altın plak ödüllerini topladı.


Folk, Soul ve Reggae türevlerini harmanladığı ağırlıklı olarak söz ve müziği kendisine ait olan şarkıları seslendiren Ayo 2008 yılında da Gravitiy At Last albümünü yayınladı. 2006 yılındaki patlama ile aynı etkiyi yaratmasa da European Border Breakers ödülüne layık görüldü. Yaz aylarını turne de geçiren Ayo; Fransa turnesi esnasında Canal + konuk olduğu televizyon programında efsanevi Iggy Pop' la da canlı yayında düet yaptı.


Tarihsel sorunlar; yaşanılan dönemin koşulları altında düşünelerek yargılanmalıdır. Tarantino' nun hayal gücü ışığında; bence Hitler bugün yaşasa, verdiği çoğu resepsiyonda konuk sanatçı olarak Ayo' yu çağırır ve şarkılarına eşlik ederdi diye düşünüp eğleniyorum.


web sitesi